Mustafa Köseoğlu

Mustafa Köseoğlu

PTT MEMURLUĞUNDAN İŞADAMLIĞINA

‘Başarı Hikayeleri’ bölümü ile Türkiye’de sektörlerinde devasal olan firmların başarı hikayelerini sayfalarımıza taşıyacağız. İlk konuğumuz işinde bugün 2 bin 200 kişiye iş imkanı sağlayan ve Kayseri'de kurulu Kumtel A.Ş.'nin Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Köseoğlu. Köseoğlu’nun  yaşam öyküsünü ,başarı hikayesini, PTT memurluğundan ayrılarak kurduğu şirketin gelişmesini sizlerle paylaşacağız..

PTT'de telefon teknisyeni olarak görev yapan Köseoğlu, 1972 yılında memuriyeti bırakıp Kayseri'de küçük bir atölyede civata ve somun üretmeye başladı. Daha sonra memuriyetteki mesleği ile alakalı olarak telekomünikasyon sektörüne kayan Köseoğlu, ilk olarak telefonun madeni para ile çalışmasını sağlayan kumbaralı telefon üretti. Köseoğlu, o dönemde kurduğu şirketine de “kumbaralı telefon” un kısaltması olan Kumtel ismini verdi.   Telefon üretiminin yanı sıra ısıtıcı ve pişirici ürünlerine yönelen Kumtel firması, bugün fırın, ocak, küçük ev aletleri, ısıtıcı ve telefon üretmeye devam ediyor. Firma, Kayseri Organize Sanayi Bölgesi'nde 120 bin metre karelik alanda üretip yaparak, 2 bin 200 kişiye istihdam sağlıyor.   Bu yıl, 60 milyon dolarlık ihracat yapan firma, 89 ülkeye ihracat yapıyor. Firmanın gelecek yıl ki ihracat hedefi ise 100 milyon dolar. 


1941 doğumlu iş adamı, Kayseri’nin Yalılar sülalesinden. Babası çiftçi. Kendi tabiriyle, ‘ailesini doyurmakta zorlanan’ bir çiftçi. Çünkü bölgenin toprağı insanı doyuracak kadar verimli değil! Buna rağmen babasının çocuklarını adam etmek için verdiği emeğin altını çiziyor. Babasının teşvikiyle 1951’de bir zanaat öğrenmeye karar verir. O zamanlar halkın rağbet ettiği konu ticarettir. Küçük Mustafa’yı da, o dönemin en popüler zanaatı olan bakırcılığa verirler. İlk birkaç gün iş zevkli gelir ona. Ustaların ellerindeki çekiçlerle bakıra şekil vermeleri ilgisini çekmiştir. Bir süre sonra, yapılan işin sürekli birbirini tekrar ettiğini görür ve ustasına sorar: “Ben burada ne öğreneceğim?” Ustası ona, çekici daha iyi vurup, bakıra daha iyi şekil vereceğini anlatır ama bu cevap tatmin etmez onu. İşin devamını merak eder ama ustası bu kez de ‘daha sonra, daha da iyi vurmayı öğreneceksin’ der. Bunun üzerine, bakırcılığın kendine göre olmadığını düşünür ve sanat mektebine gitmeye karar verir. Babası ilk başta karşı çıkar. Çünkü dönemin Kayseri’sinde çocukların okumaktansa bir sanat öğrenmeleri ve ticaretle uğraşmaları önemsenmektedir. Oğlunun okumakta kararlı olduğunu gören babası bu sefer de onu okutmaya gücünün yetmeyeceğini söyler ama küçük Mustafa kararlıdır. Hem çalışıp hem okuyabileceğini söyleyerek babasını ikna eder. Nitekim öyle de yapar. Yazları bir kiremit fabrikasında amelelik yaparak para biriktirir. Kendi masraflarını çıkararak okumaya devam eder ve 1958’de sanat mektebinden mezun olur.


Bir süre iş bakındıktan sonra, PTT’nin teknisyen aradığını radyodan duyar. Beklediği fırsat karşısına çıkmıştır. Hemen müracaat eder ve işe kabul edilir. İstanbul’da bir süre kurs gördükten sonra 1959 yılında PTT Ankara’da, telefon teknisyeni olarak işe başlar. 27 Mayıs ihtilali olduğunda, Ankara’daki santralde görevlidir. Ankara’dan sonra tayini Rize’ye çıkar. Oradan da yedek subay olarak askere gider. O dönem sanat okulunu bitirenlere yedek subaylık hakkı verilmektedir. İhtilal döneminde yedek subaylık yapanlara, Cemal Gürsel’den mülhem,Cemal Ağa’nın askerleri’ denildiğini anlatıyor.


KUMBARALI TELEFONDAN KUMTEL’E

Askerlik dönüşü tayini Adana’ya çıkar Mustafa Köseoğlu’nun. O dönem maaşı 410 liradır ancak 250 lira ev kirası vermektedir. Anne ve babasını da yanına aldırdığı için geçinmekte zorlanır. Bunun üzerine ek gelir arayışlarına başlar. İşte bu arayışların, bugün bir sanayi devine giden yolun başlangıcı olacağının, elbette farkında değildir o zamanlar. İlk ek işi, telefon kumbaralarını tamir etmektir. Teknik işlerdeki becerisini iyi kullanan Köseoğlu, otellerin bozulan telefon santrallerini (o zamanki ismiyle telefon kumbarası) tamir ederek aylık gelirini arttırmaya başlar. Hatta evini de atölye olarak kullanır. O zaman kumbaraya 50 kuruş atılarak arama yapılabilmektedir. Kendisi tamirat esnasında bunları 1 liralık kumbaraya çevirir. Bu işten o dönem iyi para kazanır. Bir gün arkadaşlarıyla otururken, Cabbar Usta isimli birinden bahsedildiğini duyar. Sadece onun üretebildiği ve pamuk sektöründe kullanılan çember tokasına büyük ihtiyaç vardır ancak Cabbar Usta artık işi bırakmıştır. Ertesi gün ustayı bulan Köseoğlu, bu işi yapmak istediğini söyler ve aletlerini satın alır. Kumbara tamirini bırakarak çember tokaları yapmaya başlayan genç memur, bu işten büyük para kazanır. O dönemleri kendisinden dinleyelim: “Memuriyette vaktim müsaitti ve bu gibi işlerle uğraşabiliyordum. O dönem Adana’da pamuk üretimi çok fazlaydı. Çember tokası, Çırçır fabrikalarında kullanılan, iki çemberi birbirine bağlayan ve pamuk balyalarını sıkıştırmaya yarayan basit bir mekanizmaydı. Çok işlevsel ancak basit bir aleti bile üretecek sanayimiz yoktu o zamanlar. Adana’da pamuk çok fazla ve bu ürüne ihtiyaç var. O dönem çember tokasından çok para kazandım ve hayat düzeyim yükseldi.”


1969’da babasını kaybeden Mustafa Köseoğlu, artık Adana’da durmak istemez ve memleketi Kayseri’ye geri döner. Burada bir yandan memurluğa devam ederken, diğer yandan atölyesindeki çalışmalarını sürdürür. Yanına bir ortak da bulmuştur artık ve cıvata - somun gibi o dönem sanayide ihtiyaç olan parçaları üretmeye başlar. “O dönem bu gibi ürünleri bulmak kolay değil, ihtiyaç olan ne varsa ortağımla yapıyorduk. Ben ekmeğimi her zaman taştan çıkarmasını bilmişimdir” diyor. Ancak Kayseri’de Adana’daki kadar rahat olamaz. Onun ek iş yapmasından rahatsız olan memur arkadaşları durumdan şikâyetçi olur. Bunun üzerine 1972 yılında istifasını vererek memuriyetten ayrılır ve tamamen ticarete ve üretime yönelir. Kumbaralı telefonların daha iyi versiyonlarını yaparak işe koyulur.


Çünkü o zamanlar, günümüzde çocukların bile elinde gezen telefonlar adeta bir servet değerindedir. Yeni doğan çocukları aileleri hemen telefona yazdırır, çünkü telefon sırasının gelmesi 15 - 16 yıllık bir süreç demektir. Kayseri’de de o yıllar binlik santral vardır ve bir telefon hattına sahip olmak, ev sahibi olmak kadar değerlidir. Bu noktadaki açığı ve ihtiyacı tespit eden Köseoğlu, telefon kumbarası işinden iyi para kazanır. Şirketinin adını da kumbaralı telefonun kısaltması olan Kum - Tel koyar. Sanayi devi KUMTEL’in adı, işte bu kumbaralı telefonlardan gelmektedir.


Üretimdeki başarısı, çiçeği burnunda sanayiciyi yeni arayışlara itmektedir. Daha işe ilk başlarken ihracat yapmayı kafasına koymuştur. Dış ülkelere de satabileceği ürünler yapmak ister. Bunun için önce çevre ülkeleri dolaşır. İran, Suriye, Mısır, Irak ve Lübnan’a gider. Bu ülkelerin paralarını inceleyip o paralarla çalışabilecek telefon kumbaraları yapar ve bu ülkelere ihraç eder. O zaman jetonlu telefon bile çok azdır. En yaygın olanı kumbaralı ve metal parayla çalışan telefonlardır. Böylelikle Mustafa Köseoğlu ilk ihracatını kumbaralı telefonlarıyla yapar. 1979’a kadar bunları üretmeye devam eder ancak zamanla bu tip telefonlar artık kullanılmaz olur. Yeni moda jetonlu telefonlardır. Bunun üzerine yeni arayışlara girer. Elektrik sobası, halı süpürgesi ve gırgır üretir. O dönemi de şöyle anlatıyor: “Avrupa’ya gider bir numune getirir ve aynısını üretirdim. Bizim işimiz sac, bakır, plastik gibi ürünlere şekil verip üretim yapmaktı. Halı süpürgesi yaptık çok sattı.” Mustafa Köseoğlu ihracat heyecanıyla yurt dışı turlarına başlamış ve sürekli sipariş de almaktadır ancak o yıllarda bu işler şimdiki gibi kolay değildir. Özellikle ‘Türk parasını koruma kanunu’ girişimcileri çok zorlamaktadır. Tecrübeli sanayici bu yasayı ve o dönemi şöyle anlatıyor: “Türkiye’nin ufkunu kapatan, dışarıya baktırmayan bir kanun. Cebinde 5 dolar yakalansa adam öldürmek kadar suçu var. Dışarı gidene 50 dolar verilir, onu da Merkez Bankasından almak çok meşakkatli bir iştir. 80 öncesi ihracat yaptım diyorum ama bugünküyle kıyaslanmaz. Telefon kumbarası satıyorum. Ülkede ihracat yapan toplam 15 - 20 adam var. 80 öncesi kapalı bir kutu Türkiye. Rusya’yı görmedim ama komünizmin kapalılığından daha kapalı bir toplumduk. Biz daha Demirperde’ydik.” Mustafa Köseoğlu’nun devlet - özel sektör ilişkilerine dair de ilginç anıları var. 80 öncesi bir müfettiş fabrikasına gelir. İncelemeleri esnasında kendilerinden anlamsız isteklerde bulunur. Köseoğlu, “Onun söylediklerini yapabilmemiz mümkün değildi. Bunun üzerine müfettişe neden böyle davrandığını sordum. Biraz ısrar edince müfettiş, ‘beni buraya gönderenler, fabrikaları kapat öyle gel, diye talimat verdi’ itirafında bulundu. Ben bunu bizzat devletin müfettişinin ağzından duydum.” diyor. Peki, neden böyle davranır, devletin müfettişi? Köseoğlu bu soruya ilginç bir tespitle cevap veriyor: “Çünkü o dönemde kapalı toplumdan o dönemdeki hükûmetlerin, devlet görevlilerinin çıkarı var ve bunun değişmesini gelişmesini istemiyor. Bugün de benzer sıkıntılar yaşanıyor ama 80 öncesi hükûmetlerin böyle bir bakışı vardı özel sektöre.” 1980 sonrası ise özellikle Turgut Özal’ın başbakan olmasıyla, diğer bütün sanayiciler gibi onun da önü açılır. İlk kez Uzak Doğu’ya gider. Özellikle Japonya ve Kore’yi gördükten sonra iş hayatına ve üretime bakışı değişir. O ülkelerdeki fabrikaların ufkunu açtığını söylüyor. Merhum Özal’ın, sanayicilerin önünü açan uygulama ve yeniliklerini minnetle anıyor Köseoğlu.


Kayseri’nin ticaret ve sanayideki kendine özgü yapısından bahsetmiştik. Mustafa Köseoğlu’nun da şehriyle ilgili dikkat çekici tespitleri var. O, Kayseri’de sokak aralarından başlayarak, bugün ülkenin en büyük organize sanayi bölgelerinde devam eden gelişimin bizzat şahidi. İlk yıllarda şehirdeki sanayinin sokak aralarında bulunduğunu belirterek, o dönemleri, “Demokrat Parti döneminin ünlü belediye başkanı Osman Kavuncu bunu ilk değiştiren kişi oldu. Şehrin dışında bir bataklık araziyi kuruttu, düzenledi ve ‘sanayi buraya kurulacak’ dedi. Halk önce isyan etti, başkan ise ısrar etti. Bir sene insanları ücretsiz oraya taşıdı ve insanlar alıştı.” sözleriyle anlatıyor. Osman Kavuncu, bugün Kayseri’nin bütün ülkeye örnek olan şehircilik hamlesini de ilk başlatan başkan. Onun sanayiye yaptığı katkılar da halen unutulmuyor.Köseoğlu, Kayseri’yi sanayicilikte bir okul olarak görüyor. Hemşehrilerinin çok tutumlu insanlar olduklarını söyleyerek, “Bizde 5 kuruş müsriflik olmaz. İnsanlar hayrını bilir ama lüzumsuz para harcamaz. Evladına da bunu öğretir. Ekmek kırıntısı yere düşerse çocuğuna tepki verir. Kayseri’de çocuklar daha büyürken bu terbiyeyi alırlar.” diyor. Kayseri’nin tarihinde hiç istila görmediğini ve Selçuklu - Osmanlı çizgisinde önemli bir medeniyet merkezi olduğunu da belirten duayen sanayici, bu durumun şehrin güçlü gelenek oluşturmasında önemli bir etken olduğunu belirtiyor.


SURİYE’DE FABRİKA KURACAĞIZ

KUMTEL bugün gazlı ve elektrikli ev aletleri üretiminde Türkiye’nin önde gelen kuruluşlarından. Köseoğlu son yılarda tam boy fırınlarda iddialı olduklarını söylüyor. Şirket, Luxcell markasıyla ürettiği fırınları, birçok ülkeye ihraç ediyor. Kendi markalarını ihraç eden firma, ayrıca dünya markaları için de üretim yapıyor. Kayseri’deki modern fabrikada günlük 20 bin parça üretim yapılıyor. Şirket 20 çeşit ısıtıcıya sahip. Son yıllarda öne çıkan infrared pazarına ise İsveçli ünlü Kantal markasıyla birlikte iddialı bir giriş yapan şirket halen bin 500 kişiye doğrudan istihdam sağlıyor. Ürünlerini 89 ülkeye ihraç ediyor.


Mustafa Köseoğlu markalaşmaya verdikleri önemin altını çiziyor. Bunun için son yıllarda reklama ciddi bütçe ayırdıklarını belirterek, marka imajını ürünlerin kalitesinin belirlediğini söylüyor. Markalaşma sürecinde şirketin, ürünlerinin arkasında durmasının büyük önemi olduğunu belirterek, “Ürettiğin üründe sorun varsa ve sen bununla ilgilenmiyorsan markalaşmada mesafe alınamaz. Markasının arkasında durmayan kendini aldatır. Sonuçta markalaşma çok uzun ve zorlu bir süreçtir” diyor. KUMTEL’in hedefi sadece Türkiye pazarı değil. KUMTEL de birçok şirket gibi küresel krizden olumsuz etkilenmiş. İstihdam kaybı yaşanmış. Köseoğlu bunun yanında krizin kendileri için öğretici olduğunu da vurguluyor: “Krize çok büyük stokla yakalandık. Bu bizim aklımızı başımıza getirdi. Aşırı stoklu çalışmanın gereksiz olduğunu gördük. Artık daha derli toplu çalışıyoruz.”

Şirkette artık dümene ikinci nesil geçmiş durumda. Mustafa Bey işleri iki oğluna devretmiş. Kendi daha çok danışmanlık yapıyor ve zor zamanlarda çocuklarına yol gösteriyor.

Yeni nesle her zaman, merdivenleri birer birer çıkmaları ve macera aramamalarını öğütlüyor.


Hızlı zengin olmak isteyenlerin ciddi sıkıntılar çektiğini belirterek, “Fazla hırsa ve altyapısız işlere gerek yok. Yetiştirdiğin nesli çok iyi şekilde organize etmek lazım. Büyük oğlumu küçüklükten itibaren yanımda taşıdım. KUMTEL’in bugüne gelmesinde ikinci neslin etkisi var. Benim daha aklım başındayken, oğlumu işin başına geçirdim, onlara da üçüncü nesil için aynı yöntemi öğütlüyorum. Türkiye’de şirketler insanlara bağlı çalışıyor. Bu yüzden şimdi ben torunlarımı şirketin ihtiyacına göre yetiştiriyorum.” diyor.


DARBEDEN KURUNMAK İÇİN ASKERE FABRİKA KURDUK 

Mustafa Köseoğlu, çok görmüş geçirmiş bir iş adamı. 40 yıllık sanayicilik geçmişinde elbette ilginç hatıraları var. 12 Eylül döneminde yaşadıkları ise tam anlamıyla hem ibretlik hem de Kayserili zekâsının tipik bir örneği. İhtilal olmuş ve askerî yönetim başa geçmiştir. Bu sürecin bir sonucu olarak ülke genelinde gözaltılar ve tutuklamalar da devam etmektedir. Hukukun tamamen ayaklar altına alındığını bu dönem elbette beraberinde dramları ve acıları da getirmektedir. Bu süreçten Kayseri’nin en az hasarla nasıl çıkabileceğine kafa yoran iş adamlarının aklına bir fikir gelir. Askeriye için üretim yapacak bir fabrika kurma kararı alırlar. O sırada Kayseri’yi ziyaret eden Milli Güvenlik Konseyi üyesi Orgeneral Nurettin Ersin Paşa’yı ziyaret ederek, bu fikirlerini paylaşırlar. İş adamlarının teklifi Paşa’ya cazip gelir. Ondan onayı alınca hemen aralarında para toplamaya başlarlar. Ve ortaya bugün hâlâ faaliyetine Kayseri Organize Sanayi Bölgesinde devam eden ve nikel katmiyumlu pil üreten ASPİLSAN fabrikası çıkar. Kayserili sanayiciler fabrikayı anahtar teslim olarak askerlere teslim eder. Mustafa Köseoğlu ve bazı arkadaşları da, 10 yıl boyunca hiçbir ücret almadan fabrikanın yönetim kurulunda bulunur.


Kaynak: Van Ekonomist

Fotoğraf Galerisi

  • Mustafa Köseoğlu

En Çok Okunanlar